Perşembe, Şubat 28, 2008

Tembelayvan Taiwan

Tembellik var bugün günlük bende, genelde de olur. Tembelim ben kahretsin. Ama insanların doğasında vardır tembellik. Ama çalışkanımdır da aslında. Ama işim yok. İşim olmadığı için mi tembelim? Yoo sanmam. Ama bugün ciddi ağırlık var üzerimde. Şu toprakları silkeleyip bir dışarı mı çıksam diyorum, sonra aman ya ne işin var şimdi dışarda deyip oturuyorum. Hem zaten her yer kapalıdır bugün, bugün bayram değil mi? Değil mi? Yapma ya, bugün ne günlerden? Bugün Şubat. Yıllardan Salı. Doğum günüme de çok var, Cuma'ydı benim doğum günüm. Saat 20:08 de. Msn'de de kimse yok. Herkesin işi gücü var sanırım, benimse karnım aç. Sabah kapıya gelen kargo görevlisiyle uyandım, yeni kredi kartımı getirmiş, zaten bir unutmayan bankalar var beni. Ne kadar sadıklar. Bir menfaat ilişkisi aramızdaki ama olsun. Yıllardan Şubat. Aylardan Salı. Akşama binbirgece var.

Sana şarkı günlük hediyem olsun bu da benden, "Idlewild - A Modern Way of Letting Go."
Hadi bak klibini de ekliyeyim de ruhun şâd olsun.


Aman canım n'olacak sen de, ekledim de elime mi yapıştı. Ya rica ederim bu kadar da gerek yok lütfen. Aaaa, yeter!

Şimdi ciddi ciddi çok boş bir yazı oluyor kanaatindeyim, çünkü içini dolduracak hiç bir şey düşünemiyorum, hatta hiç düşünmüyorum ne gelirse yazıyorum. Portakal. Bu geldi mesela birden aklıma. Salam. Bu geldi mesela şimdi de. Aleykümselam. Salam deyince de cevap veresim geldi, ahahayt çok aptalca gidiyor yazı. Go go go, aley aley aley. Bir zamanlar Riki Martin diye bir şarkıcı vardı, ne günlerdi o günler, yani hiç dinlemesem de aramızda bir frekans olduğuna eminim yoksa neden yıllar sonra aklıma gelsin ki. Mesela Biyons gelmez aklıma. Ya da -ulan düşünüyorum da cidden isim gelmiyor hiç aklıma- ya da şey mesela, LorenaMakKenıt. Hiho, işte buna ironi diyoruz biz dünyalılar. Selam dünyalı biz dostuz. Bu da ayrı bir konu. Dünyaya gelen uzaylılar neden bizim dilimizi biliyor oluyorlar. Yani uzaylılar bizden gelişmiş olmak zorunda mı kardeşim. Varlar ya da yoklar bir şey diyemem, olsada olur olmasa da olur bence. Ama neden hep dünyalılardan daha gelişmiş olarak tasvir edilirler. Vay vay tasvir etmek falan, kitap mı okuyorsun sen? Yerim senin betimlemelerini. Ayrıca kardeşim mardeşim ne oluyoruz? İyice gemi azıya aldın bakıyorum. Zira son nefeste buyurun, Eşşedüenlaaa...

Şöyle genelini bir okudum da - yazarken okumadım çünkü- ciddi ciddi boş bir yazı olmuş kanaatindeyim. Çünkü içini dolduracak hiç bir şey düşünemiyorum, hatta hiç düşünmüyorum ne gelirse yazıyorum. İşte biz dünyalılar buna da, deja-vu diyoruz. Selam dünyalı biz dostuz. Aleykümselam.

Salı, Şubat 26, 2008

Hello!


Benim kendimle yeniden tanışmam lazım...

Saykoterapi - Episöd:2

Psikoloğa gitsem, hayat psikoloğum için çekilmez olurdu sanıyorum.

- Hoşgeldiniz, bu sefer yolu bulabilmene sevindim.
- Doktor ya bu esprilerini kendine saklasan?
- Espri sevmiyorsun sanırım.
- Yok seviyorum da, espri yapan buzdolabı sevmiyorum.
- Yüzünde soldan kalkmış bir ifade görüyorum anlatmak ister misin?
- Ben hep soldan kalkarım doktor, hurafe bunlar.
- Neden?
- Yatak odamın yerleşimi öyle çünkü.
- Memnun değil misin yerleşiminden?
- Yoo memnunum.
- Sabahları kalktığında kendini yorgun ve bitkin mi hissediyorsun?
- Yorgunla bitkin aynı şey değil mi?
- Öyle mi hissediyorsun?
- "Evet kendimi çok yorgun, bitkin, dışlanmış, horlanmış, bastırılmış, ezilmiş, büzülmüş, çözülmüş, dövülmüş, gerilmiş, devrilmiş, serilmiş, burulmuş, kırılmış, buruşmuş, gömülmüş, kovulmuş, uyuşmuş, karışmış, bulaşmış, terelmiş, yutulmuş, kusulmuş bir ornitorenk gibi hissediyorum." dememi mi bekliyorsun doktor? Nasıl bir doktorsun sen böyle? Bana hiç yardımcı olmuyorsun doktor. Kime diyorum doktoor?
- Dur yavrum ben şimdi sana pastel boyalar da getireceğim, tamam mı?
- Doktor yaa, sende ayrı bir delisin var ya, heh.

Salı, Şubat 19, 2008

Alefortanfoni

Sevgili günlük bu sabah annemin "Ay Cumhur kaaalk kar yağıyor kaaar" diyen nidalarıyla uyandım. Hehe, evet günlük kar yağdı nihayet. Peki ama bu kar yağışının ailemizde yarattığı fetişist etki nereden kaynaklanıyor?

Evde hiperaktif saatler başladı. Annem apar topar bahçeye indi, dün kesilen çamlar ıslanmasın diye toparlamaya. Babam dün kırılan kilidi değiştirmeye gitti, aaa lan dün bizim kapının kilidi kırıldı, neyse uzun hikaye şimdi. Sonra annem koşarak geldi, bütün camları açmaya başladı evde. Sadist ve mazoşist bir tavrımız var biraz. Bir on dakika falan evin içinde kar fırtınalarıyla mücadele etmek zorunda kaldık. Hehe. "Soğuk iyidir" "Soğuk iyidir" telkinleriyle beynimiz yıkanmış olarak açık pencerelerin önünde kar yığınlarının eve dolmasını izledik. Güldük eğlendik voov bağırdık falan.

Sonra kapattık camları, sıkıcı hayatımıza geri döndük. :)
2 gün falan önceydi bu da :)

Âlâ

Aaaaa, sevgili günlük, YÖK'ten mail geldi. Gökten vahiy geldi gibi oldu, keh. Ya benim tezim vardı bir zamanlar hatırlar mısın? Yazmak için kafayı yediğim, aylarca, ne ayları be yıllarca uğraştığım. Heh, o işte. YÖK mail göndermiş, tezimi yayınlamışlar, kayıtlı tezler bölümünde. Edebi hayatımın başlangıcını böyle bir şekilde yapacağım aklıma gelmezdi. İlk yazılı eserimi yayınlamış oldum böylelikle. Aman pek bir sevindim, bir pek sevindim, pek sevindim bir, sevindim pek bir. İsteyenler tezime internetten ulaşıp, YÖK'ten satın alabileceklermiş. İyi de bir dakika ya, ne iş, benim payım ne oluyor kardeşim burada. Devlet şu telif hakları yasasına bir el atsın, ne bu böyle. Daha şimdiden böyleyse bu iş oohooo işimiz var.

Delişment

Sevgili günlük, kar yağıyor kaaaaaar. İçimde tarifi mümkün olmayan şelaleler çağlıyor böyle, yalçın doruklardan uçsuz yamaçlara dökülürken yüzüme suları sıçrıyor, ağzımı açıp yutuyorum hepsini. Manyak oluyorum günlük, manyak oluyorum, manyak oluyorum, manyak oluyorum, manyak gibiyim. Hızlı yazmaktan kendimi alamıyorum günlük, duramıyorum. Delirmenin eşiğini yıkıp geçen eşek gibiyim. Mutluluksa, alnıma düşen bir kar tanesinde ya da ağzımda eriyen. Donmak üzereyim günlük, deli gibi donmak. Kollarımı ardına kadar açıp sarılmak istiyorum gökten yağan beyazlara. Ellerim buz gibi olsun ki tutunca eritmesin küçük ellerini. Sessizliğini dinliyorum yağanların. Sükûnet, sadece Osmanlıca sözlüklerde kalan bir terim olmamalı. Şu sessizliğe bir bakar mısın? Şu sessizliği bir dinler misin? Dünyanın bütün köşelerini yamultuyor bu sessizlik. Mat yumuşak bir eğim kaplıyor cisimleri, susturuyor. Titriyorum günlük, donmak üzereyim. Dişlerim birbirine vuruyor. Göğü hiç bu kadar aydınlık görmemiştim. Vücudumda engel olamadığım kasılmalar oluyor. Göğü hiç bu kadar aydınlık görmemiştim demiş miydim? Demiştim. Kasılmalarım yazmamı engelliyor. Ne yazdığımı unutuyorum günlük. Tekrar tekrar okuyup tekrar yazıyorum. Yazarken tekrar unutuyorum. Düşüncelerim bile elime gelene kadar donuyor. Son raddedeyim günlük, az ötesi bembeyez bir tarla. Saçılıp dağılıp milyonpartikül olup yok olup kar olup yağmak istiyorum. En delişmen haldeyim.

Kar dünyanın akustiğini düzeltiyor günlük. Akort ediyor.

Bu deliliğin şarkısı bu olmalıdır.
Evet mutlaka bu olmalıdır.
Ay kent eskeyp dis hel'dir.
Ay kent eskeyp mayself'tir.

Açıklamamsınot: Bu yazı kar yağarken yazılmıştı, gece 3 falandı dün müydü önceki gün müydü neydi. Hatta ondan da önceki gündü galiba.

Pazartesi, Şubat 18, 2008

Ayget Ayget


Oniki. Resmen deliriously. Şarkıyı dinlemekten yazı yazamıyorum. Onüç. Ondört. How dare you call at aaall? Abdominal kaslarım kasılmaktan kaskatı oldular artıkın. Onbeş. Önümdeki çay bardağının içindeki kaşık burnuma giriyordu az daha. Gerçekten bu çay bardakları çok tehlikeli olabiliyor bazen. Nominal değil bu işler. Normal hiç değil. Müthiş fetişik bir şarkı. Kafamın sallantısını durdurmakta zorlanıyorum bazen. Onaltı. Apaçıkseçik uppersuperötesi, kelimeler kadifesiz kalıyor. Arabaların arkasında sürekli oynayıp duran kafalı yavru köpek maskotları vardır ya, öyle yapıyor bu şarkı adamı. Fevk fevk, daha ne diyeyim. Onyedi. Uyku muyku yok. Zaten serum yüklemesi yapmışım. Kahve, çay, kahve, çay, kahve, çay, kahve, çay... go ahead to hell'in dibi. Onsekiz. Valla deliriously iki. Bardağı çekmem gerekirdi. Ama çekmedim. So bright işte. Bakar kör. Ondıkuz. pardon ondokuz. On the cuz. Yep. Tekâmül et tekâmül. Yirmi. Ensede kas var mıdır? Kasketi al kasketi kafayı üşütme. Kaskatı oldum artık iyice zaten soğuk da bir yandan öbür yandan da çaydan tein, kahveden kafein, çaydan tein, kahveden kafein, çaydan tein, kahveden kafein, çaydan tein, kayfeden kafein. Haybeden kafayı yedim. Uykum da yok olsa uyurdum. Yirmibir. Bilekcek. Önce şu bardağı çeksen diyorum. Hâlâ görebiliyorken. Yirmiki. Yimez bence. Yirmiiki. Onbirçarpıiki. Yirmiüç. Billa deliriously üç. Hadi kafayı karnı anladık da bu omuzlara ne oluyor? Yirmidört. Dön de arkana bak. Uymadı. Çok doğru çok yanlış. Kime göre neye göre kim gördü ne dedi. Yirmibeş. İsim şehir hayvan bitki eşya not. Bazen de artist. Neyse bu çayın teini kahfenin kafeini çok kesmedi sanırım beni. Uykum mu geliyor ne yavaştan sağdan soldan? Yirmialtı. Son bir kaç gündür mideme çok yükleniyorum sanırım. Loading. So loading. Load, load. So wrong. Keşke bu kadar zorlamasaydım. Do i want it enough? Yirmiyedi. O kadar yememem konusunda kendimle barışık olmalıyım. Tek başıma yabancılaşmamalı, yalnız kalabalıklara karışmalıyım. Gezmeliyim, tozmalıyım, yazmalıyım, bozmalıyım, malıyım da malıyım. Gelirken iki de ekmek mi alayım? Oldu. Yirmisekiz. Aygetit. Ayget, ayget, okey.

Bu saçmalamamın suçlusu aşağıda, halka millete devlete aleme ifşa edeyim de görsün.

Üçgene bas üçgene...

Hint delirmesi de böyle oluyormuş demek ki...

Sevgili günlük, tek kelimeyle yorum yok :) :) Belki daha önce izleyenler vardır, onlar isterlerse izlemeyebilirler.

Bir de buna İngilizce şarkı sözleri eklemişler, ona da yorum yok. :)

Yazarın notu: Önce şarkı sözsüz olanı izlemek, muhteşem figürlerin daha iyi akılda kalmasını sağlayacak ve gerektiğinde ortamlarda ön plana çıkmanıza yardımcı olacaktır.

İyi seyirler.

Dış ses; "Lütfen seyir halindeyken şöförü meşgul etmeyiniz. "


Ahahay, şarkı sözlerine ayrı bir delirdiğimi söylemeden geçemeceğim :) :) :)

Pazar, Şubat 17, 2008

Saykoterapi - Episöd: 1

Psikoloğa gitsem, hayat psikoloğum için çekilmez olurdu sanıyorum. :)

- Merhaba hoşgeldiniz.
- Hiç de hoş gelmedim doktır.
- Neden neyiniz var?
- Bilsem burada ne işim var doktır, sen de yapma Allah aşkına.
- Bana neden doktır diyorsunuz?
- Hızlı yazmaktan öyle oluyor, elim kayıyor pardon, bir daha demem.
- Demek eliniz kayıyor, bana o yüzden doktır diyorsunuz?
- Siz de sanırım anlama güçlüğü çekiyorsunuz.
- Nereden çıkardınız?
- Nereye?
- Nasıl yani?
- Nereye nereden çıkardım?
- Bir yere mi çıkardınız?
- Siz gerçekten doktor musunuz?
- Yoo, bana siz doktor dediniz.
- Sen psikolog değil misin? Psikoloğa gidecektim ben ya.
- Deminden beri kendinle konuştuğunu anlayamayacak kadar delirmişsin oğlum sen.

Kehü kehü keeehüp diye içine çek beni.

Gel sana şarkı ısmarlayayım. "Chevelle - Brainiac" geliyor. Doing boing. Dıp, tıs, küt.
Dingonun ahırı mı lan burası öyle elini kolunu sallayan geliyor?
Sarı Çizmeli Mehmet Ağa da gelsin o zaman.
Kırmızı Başlıklı Kız da gelsin.
Fıstıkçı Şahap'la, Çift Haseki Paşa da gelsin. Ama ikisi aynı kişiymiş zaten onların yaa, boşver.
Himmet Ağabey goç.

Çarşamba, Şubat 13, 2008

Topitop

Sevgili günlük sana topitop demek istiyorum. Topitop topitop topitop topitooooop... Rocco mocco hikaye. En güzel saplı şeker topitoptur, bu da böyle biline.

Elmalı topitop var ağzımda şu anda sevgili günlük. Çocukluğuma geri gitmiş gibiyim hiç gelmemek üzere. Bu ne mutluluktur yarabbi. İşte bunu seviyorum.

Bu arada bizim ufak yeğen kapıları langırt diye açıp kütürt diye içeriye dalmayı öğrendi. Özel hayatıma indirilmiş bir cellat baltası olmalı bu. Ama yavru topitop getirmiş yiyeyim diye. "Yeyı ye." (It means "Dayı ye") heh. Gel de yeme.

Şu yanda görmekte olduğunuz şarkılar yeni hitlerimizdir. Arada bir değişir. Kaldırırım ben sonra belki falan istersem bakarız çalsın biraz.

Büyük yavru da Fifa2008 almış, yükleyelim de yükleyelim. "Yavrum dur bakarız, ona da bakarız." "Dayı bak 28 dakka sonra gelicem ona göre." "Aman geç kalma."

Ablam da harş diye kapıyı kırıp içeri girenler kervanına katıldı. İK gazetesiye kafama vurdu. Çok ilginç bir iletişim anlayışımız var kendisiyle.

Asıl ne diyeceğim bak dinle. Alışveriş yapıyoruz, aman alışveriş de alışveriş olsa, ayçekirdeği, kabak çekirdeği, gazoz, topiptop. Tanıdık bir şeyler çalmaya başladı. Hani çalar ya marketlerde. Allah Allaaah, tanıyacağım da bir yerlerden ama nerelerden? Aaaaa, "Every time i die" bu. Yok artık diyorum. Kulaklarıma inanamıyorum. Markette bu şarkıyı çalan KİLER personelini kutluyorum. Reklam mı oldu, aman olsun banane. Alttan yazı geçiririz, bu blogda sanal reklam uygulanmaktadır diye olur biter.

Böyle işte günlük, bugünlük de bu kadar diyemiyorum, daha akşam dizileri var izlenecek, bir bitsinler bakalım da sonra bir görüşürüz.

Geldim

- Geldim yavrum.
- ?
- Uzun zamandır buralarda yoktum.
- ?
- Nevet, ben senin yıllar önce kaybettiğin babanım.
- ?
- Yavrum, yavrum benim.
- ?
- Üstüne başına ne olmuş böyle, gel seni biraz toparlayalım.
- Sen de kimsin be adam?